Çekişmeli boşanma davalarında tanık delili uygulamada önemli bir yere sahiptir. Ancak tanığın görevi, taraflardan biri lehine yorum yapmak veya mahkemeye hukuki değerlendirme sunmak değildir.
Tanığın anlatması gereken temel olarak bizzat gördüğü, duyduğu veya doğrudan bilgi sahibi olduğu olaylardır.
Tanık Neleri Anlatabilir?
Tanık, evlilik içerisinde meydana gelen ve boşanma davasının konusunu oluşturan olaylar hakkında bildiklerini anlatabilir. Örneğin:
- Eşlerden birinin diğerine hakaret ettiğini bizzat görmesi
- Fiziksel şiddet olayına doğrudan tanık olması
- Eşlerden birinin ortak konutu terk ettiği olayı bilmesi
- Eşlerin fiilen ayrı yaşadığına ilişkin doğrudan bilgisi bulunması
- Tarafların çocukla ilişkisine ilişkin bizzat gözlemlediği olaylar
tanık anlatımının konusu olabilir.
“Duydum” Şeklindeki Anlatımlar Ne Kadar Önemlidir?
Tanığın bir olayı bizzat görmesi ile üçüncü bir kişiden duyması arasında fark vardır.
Örneğin “eşinin onu aldattığını bana arkadaşım söyledi” şeklindeki bir anlatım, tanığın olayın kendisine ilişkin doğrudan görgüsünü ortaya koymaz.
Bu nedenle tanığın olay hakkında ne şekilde bilgi sahibi olduğu önemlidir.
Tanık Hâkim Gibi Hukuki Değerlendirme Yapabilir mi?
Hayır.
Tanığın “davacı kesinlikle haklıdır”, “davalı kusurludur” gibi hukuki sonuçlara ilişkin değerlendirmelerinden ziyade, bu sonuca temel oluşturabilecek somut olayları anlatması önemlidir.
Örneğin “davalı davacıya sürekli psikolojik şiddet uyguluyordu” şeklindeki genel bir ifade yerine, tanığın bizzat bildiği somut olayları açıklaması daha anlamlıdır.
Her Tanık Aynı Derecede mi Değerlendirilir?
Hayır.
Mahkeme tanık anlatımlarını diğer delillerle birlikte değerlendirir.
Tanığın taraflarla yakınlığı, olayları doğrudan görüp görmediği, anlatımının tutarlılığı ve diğer delillerle uyumu değerlendirmede önem taşıyabilir (HMK m. 255).
Bu nedenle yalnızca tanık sayısının fazla olması, otomatik olarak davanın kazanılacağı anlamına gelmez.
Akrabalar Tanık Olabilir mi?
Akrabalık tek başına tanıklığa engel değildir; kanunda sayılan hâllerde yalnızca tanıklıktan çekinme hakkı doğurur (HMK m. 247). Ancak tanığın taraflarla olan ilişkisi, anlatımının güvenilirliği değerlendirilirken dikkate alınabilir.
Dolayısıyla “ailemden biri olduğu için tanıklık yapamaz” şeklindeki genel kabul doğru değildir.
Sonuç
Çekişmeli boşanma davalarında tanığın en önemli görevi, mahkemeye olayların nasıl gerçekleştiği konusunda doğrudan bildiği somut bilgileri aktarmaktır.
Bu nedenle tanık listesi hazırlanırken yalnızca çok sayıda kişi göstermek yerine, uyuşmazlığın hangi vakıalarının hangi tanık tarafından gerçekten bilindiğinin değerlendirilmesi gerekir.
Boşanma davasında tanık delilinin etkin kullanılabilmesi için tanığın anlatacağı olayların dava konusu vakıalarla doğrudan bağlantılı olması büyük önem taşır.
Bu yazıda yer alan bilgiler Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 247 ve m. 255 hükümleri esas alınarak hazırlanmıştır. Boşanma davasında delil ve tanık süreci hakkında boşanma davaları sayfamızdan daha fazla bilgi alabilir, sorularınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Yazar: Av. İlay Ölmez, Elazığ
Sık Sorulan Sorular
Tanık boşanma davasında neleri anlatabilir?
Tanık, bizzat gördüğü, duyduğu veya doğrudan bilgi sahibi olduğu olayları anlatabilir; örneğin hakaret, şiddet, evi terk etme veya fiilen ayrı yaşama gibi doğrudan tanık olduğu vakıalar.
“Duydum” şeklindeki tanık anlatımları ne kadar değerlidir?
Bir olayı bizzat görmek ile üçüncü bir kişiden duymak farklı değerlendirilir; tanığın olay hakkında ne şekilde bilgi sahibi olduğu, anlatımının değerini doğrudan etkiler.
Tanık, davacının haklı olduğu yönünde hukuki değerlendirme yapabilir mi?
Hayır. Tanığın görevi hukuki sonuç bildirmek değil, bu sonuca temel oluşturabilecek somut olayları anlatmaktır.
Tanık sayısı fazla olursa dava otomatik olarak kazanılır mı?
Hayır. Mahkeme tanık anlatımlarını taraflarla yakınlık, tutarlılık ve diğer delillerle uyum gibi ölçütlerle birlikte değerlendirir (HMK m. 255).
Akrabalar boşanma davasında tanık olabilir mi?
Evet. Akrabalık tek başına tanıklığa engel değildir; kanunda sayılan hâllerde yalnızca tanıklıktan çekinme hakkı doğurur (HMK m. 247).

